08 Ocak 2009

Yıllık Bilanço

Herkes yeni yılı nasıl karşılar bilmem, ben genellikle bir hesap-kitap olayına girişirim. Geçmiş yılın önemli olaylarını kaydeder, yeni senenin hedeflerini listelerim. Çizelgeme uyduğum ve hedefleri başardığım görülmemiştir, yine de hayatımla uğraşmayı severim.

Bu girizgahtan sonra, işte 2008'in highlight'ları:

Neler başardım?

  1. Ardahan'da, donmuş Çıldır Gölü üzerinde ateş başında türkülerle başladı ikibinsekiz. Karlı Mardin'de aynı ekiple yine ateş başında bitti.
  2. Dört kez düğüne gittim; birinde şahitlik ettim. Bundan sonra düğünlere katılmayı 2 şartla kabul edeceğimi kamuoyuna deklere ettim:) Biri nikah şahitliği, diğeri de gündelik giysi!
  3. Elimden geldiğince seyahat ettim; Çıldır, Kars, Iğdır, Antalya, Mersin, İzmir, Cunda, Ayvalık, Kaz Dağları, Newyork, Binghampton, Miami, Fort Lauderdale, Kefken, Ağva, Edirne, Ankara, Çeşme, Bodrum, Varşova, Krakow, Berlin, Johannesburg, Sin City, Kruger- Edeni, Cape Town, Cape Peninsula ve Ümit Burnu, Mardin, Hasankeyf hatırımda kalanlar... NY ve Bodrum'da reunion, Polonya'da solo tatilin keyfini çıkardım.
  4. Güney Afrika'da hayatımın ilk safarisini yaptım. Skor 5'te 5 (Big five: Aslan, leopar, bufalo, gergedan ve fil).
  5. Aralarda dostlarla dram yaşasam da hayatımdaki insan sayısı azalmadı, arttı.
  6. Şubat'ta şirket kurdum; derdim azmış gibi bir de patron oldum. Nazar değmesin, tahminimden hızlı yol aldık.
  7. Kırık gözlüğümün yerine yenisini almayı başardım (7-8 ay sonra).
  8. İki blog açtım; 2 kahraman doğurdum (Duellocu ve Düella)

Neler başaramadım?

  1. Bu yıl da zengin olamadım ve para biriktiremedim; kazandığım iç kuruşu da har vurdum, harman savurdum:)
  2. Bir ara spora başlamış ve 5-10 kilo vermeyi hedeflemiştim; 2 ay kadar süren spor kariyerim çabul bitti ve sonra her nasılsa 15 kilo aldım.
  3. Amelelikten kurtulamadım; çalışma saatlerim günden güne arttı, uyumak lükslerim arasına girdi.
  4. Ev sahibi olayım dedim; ne zaman ev gezsem depresyona girip bu işi başka baharlara erteledim.
  5. İki blog'da da sıçtım:) Düellocu çoktan öldürüldü, Düella da can çekişiyor.

Birkaç ay sonra, Dante gibi ortasında olunca ömrün, 'yolun yarısı' bilançosu çıkaracağım. 35'e az kaldı zira.

2009 için kendime sözler:

  1. Check up yaptır!
  2. Sigarayı bırak!
  3. Diyet ve az biraz spor yap! (20 kg vermezsem 2010'da bana şişko patates diye bağıranları dövmeyeceğim)
  4. Daha az çalışarak daha çok şey başarmanın bir yolunu bul!
  5. Ev al, ev al, ev alll !!! (Ya da bi şey al işte allahın şaptisi, yaşlanınca patlican!)
  6. Birkaç yeni ülke ve yurdum şehrini keşfet!

Bana layık gördüğünüz başka hedef varsa siz söyleyin, değerlendirip hedef listesine ekleyivereyim:)

Hepinize iyi seneler.

02 Aralık 2008

Ben Sende Tutuklu Kaldım

Ruty ve Herb'e vaktiyle Han'a renk ve hareket getirdikleri için teşekkür ederim; ne zaman isterseniz, çalın kapıyı gelin. Han patronu olduğum için kendimi yollayamadım.

Hafiye, inişli çıkışlı blog yaşantımı istikrarsız kişiliğime bağlıyor. Başka başka topraklarda yeniden doğmayı ve ölmeyi istemek istikrarsızlık mı bilmiyorum. Manzaraya bakınca benim gördüğüm şey, yaşam sevincimi korumaya çalışmak konusundaki istikrar. Bunu nasıl ve nerede yapacaksam, orada oluyorum sadece. İnsanlar konusunda tutuklu kalanlardanım ama. Bir şeye emek verdiysem, bir karanlık yüzüm bir başka karanlık yüzü tanıdıysa, milyon yıl geçse atamıyorum o tanışlığı üzerimden. Atmak lazım aslında. İnsanlar fütursuz bu konuda. Kendi iç yapışkanlığım bana yük oluyor sonra.

Yarın Güney Afrika'ya gidiyorum. Sıtma filan olmazsam, dönüşte görüşürüz.

24 Ekim 2008

Sonunda Bu Da Oldu !

Youtube'den sonra Blogger'a da erisim engellendi.

Vatana memlekete hayirli olsun!

15 Ekim 2008

Nasıl Yani?

Geçen gün 2 ayda bir gittiğim üzere, kuaföre uğradım. Rutin dialoglar aramızda tekrar etti.

- Ahmet abii, ben tüm kuaförlere uyuz oluyorum. Üç model biliyorsunuz, herkese çakıyorsunuz...
- Ahmet abiii, gene kafamı Semranım'ın Papatyaları gibi yaptıınnn.
- Ahmet abiii, andropoza girdin di mi? Valla gördüm, bakıyordun kızaaa..
- Ahmet abiii, Tony&Guy'da bir saç kestirdim, asgari ücret bıraktım ama kredi kartımın limiti yükseldii ay sonunda. Genç, yakışıklı ve trendy kuaförlere helal olsun asgari ücret beee. Hehe.
- Neclaa, yolma o tırnaağı, ayyy, offf, püfff, canım yanıyooooo. Yetti bee...
- Neclaaa, yahuu bırak o parçayı! Batık matık yok. Ya havle...

Bu sefer hızımı alamayıp, manikür yapıcam ayağına parmağımın bir bölümünü uçuran Necla'yı tırnaklamış olabilirim. Bu konuda konuşmak istemiyorum ama:)

Onlar da hiç aşağıda kalmaz, aynen giydirir lafları .

- Gördüğüm kadarıyla beni hiç aldatmamışsın, bu ayak tırnakları 2 aydır hiç mi kesilmedi?
- Nasıl uyumuştun saçın yıkanırken koltukta. Sefil Düellaaa. Hala aklımıza geldikçe gülüyoruz.
- Ohh, 5 kilo daha almışssın. Yakışmış ama yeminle bak. Kan gelmiş yüzüne.


Böyle apır sapır konuşuruz. Ben "paramla rezil oldum" yine diye söylenirim. Onlar "kafamız şişti" filan der, yuvarlanıp gideriz yıllardır. Birbirimizi gönülden severiz yani:) Söylenene göre benim uğrayacağım saat gelmek isteyen müşterileri varmış. Öyle şenlikli bir ortama dönüşür kuaför salonu.

Neyse, asıl lafımı unuttum yine. Geçenlerde düğün varmış; kuaföre salonu her zamankinden kalabalık. Ritüel dialoglarımızı fiskos yapıyoruz aramızda. Arka arkaya türbanlı kadınlar gelip randevu alıyor. İlk defa duyduğum için ilginç geldi. Türban bağlamanın da binbir yolu varmış. Düğün dernek zamanları, aynen topuz yaptırmak gibi gül şeklinde vs türban bağlanırmış. "Nasıl yanii?" oldum. Cehaletime şaşırdım.

10 Ekim 2008

Sizin Gibi Okura...

... Kafam GİRSİN ! :)

Öldük mü, kaldık mı, başımıza bir iş mi geldi, depresyonda mıyız, aşık mı olduk, hasta mıyız, mutlu muyuz, aç mıyız, açıkta mıyız?... İnsan bir merak eder !

Şimdi de susun, he mi? :)

17 Eylül 2008

Kaza mı, Soygun mu?

Sabah evimin sokağında arabayla ilerliyordum; köşede bir adam. Yanından geçip yan sokağa dönecektim. Tam dönemeçte tık diye bir ses, sağ aynaya bir şey çarptı. Sese irkilip durdum, köşedeki adam acıklı bir yüzle ayağını gösteriyor.

"Hemen atlayın, hastaneye gidiyoruz" dedim. On metre yol almıştık ki, zaten kendisinin Çapa'ya gittiğini, yeni yola girerek çevre yoluna bağlanmamızı söyledi. Tınlamadım adamı. Nispetiye Caddesi'ne çıktım. Evin yakınlarında 3-5 özel hastane var. Adam azimle benimle hastaneye gitmemeye çalıştı. "Ne gerek var. Benim kuzen Çapa'da görevli. Kızımın da kolu kırık, Çapa'da beni bekliyor. Ben hemmen oraya gitmeliyim abla. Taksi bekliyordum köşede". Bu arada da hatırlayamadığım için aktaramayacağım dini bir takım ifadeler ile hakkını helal etmişliğini söylemeler vs...

Adama ayakkabısını ve çorabını çıkarttırdım (evet, garip bir sahneydi; bir ezilme belirtisi saptamadım). Benim "bırakmam seni, hastane şurası" ısrarlarıma rağmen, adamın "sen biraz para versen, cebimde 10 YTL var" diyerek arabadan kaçar gibi inmesi... Garipti.

İhtimaller:
(a) Ayağını ezdiğim bir adamı 3 kuruş vererek yolda bırakmış olabilirim.
(b) Ayak filan ezilmedi, olay tamamen dümendi, o çevre yolu ilginç olaylara gebeydi (Adam ucuz atlattı yani!).

Her hücrem "b" diyor. Vebali boynuma...

12 Eylül 2008

Batsın Bu Dünya

Bugün bir ekip arkadaşımı ağlattım (aklımdan geçenlerin sadece 1/10'unu yansıtarak). İki yılda bir görüşebildiğimiz Pelinatto da tatilde beni agresif bulduğunu ima etmişti (plajdaki abartılı müziğe, uykudan uyandığımdaki ortam sesine irite olduğumda yine 1/10 oranında bir reaksiyon verdiğim için). Günün birinde eteğimdeki tüm taşları şöyleee sansürsüz ortaya döküp, çevremdeki herkesi tarımar edip, sonra da insansız, kuzular çiçekler böcekler modunda bir hayata geçmem olasılıklar dahilinde görünüyor. Blogu da kimse okumuyor galiba. Günün şarkısı: Batsın bu dünya!

09 Eylül 2008

Gezegendeki Son Gemi

Bir İngiliz, bir Alman, bir de Laz bir gemiye binmişler...
Yok yok, benzerdi ama tam böyle değildi bizim Bodrum hikayemiz:)

Bir 'aşırı iyi insan' Yoniana, bir 'strong independent black woman' Aman da Aman Hooyyt Samatha, bir 'gamze gamze guliver'in maceraları' Hafiye, bir 'savaşma seviş benle' Pelinatto ve bir 'ayılana gazoz, bayılana limon' Düella Bodrum'a giderse ne olur? Bitez'de yalısına varmadan Halil, kıyamet kopar!

Gözümün önüne beni hala güldüren kareler geliyor, ya da sözler:) Hafiye'nin yaşamış gibi yazdığı ama aslında odada horhor uyuduğu için katılamadığı geceden kareler mesela:

* Gündüz mercimeğin faydaları gibi kel alaka bir konudan konuşurken 'aşırı iyi bir insan' olduğunu durduk yere açıklayan Yoniana her zamanki gibi 3 votkadan sonra 'aşırı güzel' bir insan olmuştur:) Bodrum-Bitez dolmuşunda ilerlerken biz (Gümbet'te gay club olduğunu açıklayan yakışıklı yeşil t-shirt oğlanına inanıp) Yoniana tek dizesini bildiği Ferhat Göçer şarkısını azimle söylemeye çalışmaktadır: Benimki senden BİRAZ FAZLAA... İşinden çıkıp evine dönmeye çalışan ve yanımda oturan genç 'arkadaşınız tam Bakırköylük' diye fikir beyan edince arkadan kafaya beklenen darbeyi yer:)

* İneriz Gümbet'e, gay club olduğu söylenen Escape'i buluruz. Club bomboştur. Gece 4'ten sonra doluyormuştur. Çıkarken sorarım garsona "burası gay club mı?". Yanıt şaşırtıcı olmaz: "Şerrefsizz karşı barlar çıkarıyo bu söylentileri. Öyle olsa ben burada bi dakka durmam abulaa". Biz de böyle gençlerin olduğu yerde durmaz, uzarız. Aman da Aman yaşadığı muasır mediyet ülkesinde gitsin artık dilediği club'a. Yıllar yıllar önce de yine hep birlikte Kuşadası'nda tatil yaparken ağzına kadar dolu gay cruise gelmişti, limandan kovmuştu esnafımız. Delikanlımızı bozar mazallah karaya inen gay turistler!

* Bari, kaldırıma oturup elalemi seyredelim deriz. Yoniana kaldırımda uyuyakalır. Kolu kırık bi sürü İngiliz ortamda garip şeyler yapmaktadır o sırada. Elinde bir top olduğunu sanan kız hayali topu sektirir, bacaklarının arasında geçirir, balkonda duran gençliğe fırlatır, sonra geri alır, smaç vurur filan. Belli ki o da 3 votna vişka içmiştir:)

* Ertesi gün sahilde başıma bağladığım peştemalden feyz alan Amanda, muhtemel gece yaşadığımız travmanın da etkisi, sert bir erkek olmaya karar verir. Kafasına araplar gibi takarım peştemali. Bi de göbeğe... Ohh maşallah kıllar mıllar yerinde zaten. Çocukluğunda hoyyt diye bağıran bir külhanbeyi 'sert erkek' olarak beynine kazınmış olmalı ki sürekli Hoyyt diye bağırarak elleri kolları kaldırıp pozlar verir Amanda. Ben maço mu seviyorum acaba? Seksi oldu billahi:)

* Başka bir gece bu sefer full kadro eller havaya yapmaktayızdır Bodrum merkezde. Hayattt, beni neden yoruyosunn? Ben bile sevdim Serdar Ortaç'ı bu tatil. Pelinatto'ya hayran garson genç, bizimkileri barın üstüne çıkarır. Hafinaz fotoğrafları çeker, ben aşağıdan gereken gazı veririm. Ne zaman nasıl bilinmez, ekibin dibinde ilginç bir karakter belirir. Şeytan diyor ki yanaş şuna... Oğlan dünyanın neresine giderse gitsin tüm dikkatleri üzerine çekecek bir dans stiline sahiptir (grubun verdiği isimle, solucan dansı). Adını anma sataş şuna... İçkileri yudumlandık, bizim vicdansız şaptiler de oğlanı gaza getirdik sıra, oğlanın gözler bende kilitli kalır. Can üzülür buna taş değil. Çekilir gibi aşk değil. Hiiiç bulaşmam olaya.

* Son günümüzde Pelinatto erkenden kaçar, Amanda ve Yoniana her zamanki gibi bıcır bıcır kumsalda oynamakta, cıncık boncuk almak üzere Bitez'de turlamakta, onların yanında sıkıcı kalan Hafiye ve Düella'dan biraz uzak durmaktadırlar. Biz de okaliptus ağacının altında kocakafalık yapıp kitap/gazete okuruz Hafiye ile. Tipini Aydın Boysan'a benzettiğim için çok kısa bir ara ilgimi çekmiş bayağı yaşlı bir amca "gençler çay içer misiniz" diye seslenir karşı masadan. Hığ mığ derken sandalyeyi çekip yanımıza oturur. Kırkbeş gün önce eşini kaybetmişliğinden, yalnızlık içinde cana ve sese muhtaç kalmışlığından, yaşlılığın çok fena bişey olmuşluğundan bahseder (İç ses: Kızım Düella. Bak ve amcada yaşlılığını gör! Yaşlılıkta iki kelam muhabbet için yan masaya çay göndermen gerekecek. Vah sana). Eşi Peruluymuştur, amca NYC'de yaşamaktadır, köpeği Baby tek can dostu kalmıştır. Bir saat önce kendi kendine melankoli yapıp ağlarken Hafiye'nin onu görüp gazetenin arkasına saklandığını sanmaktadır. Yaşlı ve hayatta yapyalnız amca kalbime dokunur. Böyle durumlarda asla ne yapacağını bilemez olan Hafiye olayların dışında ve mümkünse suskun kalmayı tercih eder. Amcaya birazdan taziye için bir misafiri geleceğini öğreniriz. O yüzden rakısını yanımıza gelmeden kaldırtmış, yerine demleme söylemiştir. Arnavutlarda hörmet böyledir der Peyami amca. Eski FB azalarından, Hürriyet NY'un kurucularından olduğunu daldan dala uçarken öğreniveririz. Sohbet ilerledikçe (muhabbetin 3. dakikasında biz yukarıdaki tüm info ve fazlasına sahip olmuşuzdur) Peyami amcanın muhabbeti de ilginçleşmeye başlar.

Tanışıklığımızın 5. dakikasında arkadaş (F. Çakmak'ın torunu) taziyeye gelir. Zeki Bey 5 dakikadır -kendi ifadesiyle Peyami manyağına- dayandığımız için bizi alkışlar. O dakikada amca Peyami, kanka Peyamiiii olmaya doğru süratli adımlar atmaktadır. Hafiye'yi gazete okurken izlediğini, bu seyir sürecinin çok hoşuna gittiğini filan anlatır (İç ses: Amca Hafiye'yi karısına mı benzetti? Amca burada tam olarak ne demek istedi?). Zeki Bey devreye girer, Peyami'nin çapkınlığına dair ilk tüyoları onun müdahalesinden anlarız. Hafiye'nin evli olduğunu öğrenince beni yeni karısı yapıp NY'a götürmeyi teklif eder. Gideymişim onunla, beni internasyonel bir insan yapaymış:)

Peyami amca yanımızdan geçen 2 taş Rus kıza bakarken efendi Zeki Bey'den paparayı yer: " Daha eşinin 40'ı dolmadı. Yuh sana Peyamii". Şaşkın bakışlarımız arasında kızlar masaya oturur, Peyami amca kahkayı basar ve bana give me five yapar. "Ollumm, bunlar bizim kızlar. Rakı-balığa gidiyoruz birazdan, masa hazır. Biri sana, biri bana. Hahaha" (İç ses: Kızım Düella, bak ve amcada yaşlılığını gör. Alem sana önce bi tarafıyla üzülecek, sonra gülecek ve sen de aleme bir tarafınla nanik yapacaksın). Peyami amca 3 gün kalacağı İstanbul'da bizi balıkçıya götürmek için çok diretir. Aslan terbiyecisi Hafinaz beni de adam etmiş olmalı ki, oralı olmam (Pişman mıyım, pişmanım). Veda anı geldiğinde bayağı bir sarılışırız. Peyami amca ilk göz ağrısı Hafiye'ye boşanırsa kendisini bulmasını söyler: "Gamzelerinin birinden rakı, birinden su içmek için ayda 1000 dolar veririm". Guliver'in maceralarında okursunuz belki detaylı. Bakalım Hafiye'nin iç sesi ne demiş o dakikalar:)

Bir Bodrum tatili ve bir reunion daha böyle bitti işte. Bir Alman, bir İngiliz, bir Rus, bir Türk bir gemiye binmişler. Allah ne verdiyse eyvallah demiş, bolca eğlenmişler.

27 Ağustos 2008

Wanted

Mail kutuma aşağıdaki mesaj düştü.

Bir kadın nasıl mutlu edilir?
Çok zor degil. Bir erkeğin, bir kadını mutlu edebilmesi için yalnızca şunlar olmak zorundadır:
01. bir dost
02. bir yoldaş
03. bir aşık
04. bir ağabey
05. bir baba
06. bir usta
07. bir aşçı
08. bir elektrikçi
09. bir marangoz
10. bir muslukçu
11. bir tamirci
12. bir dekoratör
13. bir stilist
16. bir psikolog
17. bir haşere yok edici
18. bir psikiyatrist
19. bir şifacı
20. iyi bir dinleyici
21. bir organizatör
22. iyi bir baba
23. çok temiz
24. sempatik
25. atletik
26. sıcak
27. kibar
28. nazik
29. zeki
30. komik
31. yaratıcı
32. şefkatli
33. güçlü
34. anlayışlı
35. hoşgörülü
36. sağduyulu
37. hırslı
38. yetenekli
39. cesur
40. kararlı
41. doğru.…

11987. güvenilir
11988. tutkulu

Tabii, şunları da unutmadan:
13989. ona düzenli olarak iltifat etmek
13990. başka kızlara bakmamak
13991. dürüst olmak
13992. çok zengin olmak
13993. onu strese sokmamak

Ve aynı zamanda şunları da yapmalıdır:
17995. kendinden çok ona odaklanmak
17996. ona çok fazla zaman ayırmak
17997. nereye gittiğine aldırmadan ona çok fazla yer sunmak

Şunlar da çok önemli. Asla unutulmayacaklar:
21998. doğum günleri
21999. yıldönümleri

Peki bir erkek nasıl mutlu edilir?
1. Karnını iyice doyurun
2. Uzaktan kumanda ve çayını verip rahat bırakın.
Huzursuzluk belirtisi gösterirse Madde-1 den tekrar başlayın!

BÖYLE BİR ERKEK İSENİZ, MÜDÜRİYETE ACİLEN BAŞVURUNUZ!

12 Ağustos 2008

Gezegen Zortlaması

Ailemizin astroloğu Hafiye bahtımın doğum anımda bağlandığını saptadı. Jüpiterim 6. evime düştüğündenmiş günlük hayatımdaki inanılmaz değişkenlik, kaos ve yoğunluk... Hep kendimi zorlamak zorunda kalışım, koşturuşum... Sonra şişko oluşum. Mal, aile ve çocuk konusundaki kısırlığımı da 10. evimdeki Satürnüme borçluymuşum. Sağolsun 2. evimdeki Uranüs! Hani 3 kuruş para denk getirsem ya elemanlarım beni soyup kaçıyormuş, ya yangın çıkıyormuş.
Oy oyy da oy oyy:)