14 Nisan 2008

Muhabbet ve Yemek (ve Fakirlik)

Hani bir ara komşu bloglarımız Türkiye'de yaşamanın zorlukları üstüne tartışıp duruyordu; 'şimdilik' burada işleri yolunda gitmeyenler uzaktakini güzelliyor ve kaçma hayalleri kuruyor, gittigi topraklarda 'şimdilik' duygusal dayanağı olanlar en iyisinin uzaklarda kalmak olduğuna karar veriyordu. Türkiye'de muhabbet ve yemekten başka bir şey olmadığını söyleyen Hafiye'ye hayatın %80'inin bunlar olduğunu hatırlatmak zorunda kalmıştım. Gurbetteki dostları çatlatmak gibi olmasın ama muhabbetin maksimum seviyede olduğu bir haftasonunu daha geride bıraktık.

Cuma akşam işten çıkar çıkmaz buluştuğumuz akşam yemeğinde yine ne projelere soyunduk; soygun yapmaktan, eski bina alıp renove etmeye uzanan bir dizi faaliyet:) Temiz aile çocukları olarak muhtemel 20-30 yıl daha alnımızın teriyle çalışıp, belirli bir yaşam standardını tutturup pek de ticari başarılara imza atmadan şu ömürlerimizi geçirmemiz en muhtemel senaryo. Yine de kankalarla pis hayaller kurmak eğlenceliydi:) Hayal edin şimdi... İllegal işler yapıp tropikal bir ada satın almışız... Erkekler sakallarına inci dizdiriyor, yerli kızlarla fingirdeşiyor... Biz kızlar da 32 dişimizi altın kaplatmışız, hamaklarda yuvarlanıyor, güçlü melez ellere masaj yaptırıyoruz... Boğazdan haram para geçerse gün yüzü göremeden tsunamiye yakalanacağımıza karar verdik. Global ısınma nedeniyle bir süre sonra sular çekildiğinde ağacın en üstüne dalına sarılmış bedenim bir gezgin denizci tarafından bulunuyormuş. Benim ben olduğumu altın dişlerimden anlıyorlarmış. Filan.:) Bi ara Çıtır'ın meşhur gülme krizi tuttu ve hepimiz gözlerimizden yaşlar bile boşalttık.

Mekan kapanınca oğlanları postaladık. Kızlar olarak Pansiyon'da pijama partisi yaptık. Sanki hiç görüşmüyoruz. Sabah 8'de bayılana kadar ne konuştuk biz yahu? Elyan o gece Pansiyon'un efsununun tadını aldı. Bundan sonra bu gecelerin sayısının artacağını sanıyorum:)

C.tesi akşam Hafiyecanlarda film izledik. Şövalye'yi yatırıp salonda sigara içtik ve neredeyse yine sabaha kadar muhabbet ettik. Öğlen kalkıp Haliç taraflarına yürümeye gittik. Çakma gezgin Şövalye Hans, Hafiye Brown ve Nispetiye ikametli Marie Düella Antoinette'yi hayal edin Haliç sahillerinde. Yurdum mangalı yakmış... Ortamda bir ağır mangal kokusu... 1 kg'luk aile boyu çekirdeği açmış... Her bankın önünde çekirdek kabuk dağı... Çocuklar top, bisiklet vs bişeylerle oynamakta...

4-5 yaşlarında bir oğlan çocuğu bir bisiklette gidiyor... Boyundan, max 1-2 yaş daha büyük olduğu tahmin edilen arkadaş/abi arkadan koşarak yetişiyor, çocuğun elinden zorla bisikleti alıyor ve kendi biniyor. Hafiye "aman" dedi, "çocuk şimdi ağlayacak". Ahh benim Amerikan kolejli arkadaşım Hafiye. Hııı hıı, çocuk şimdi ağlayacak:) Diz boyundaki çocuk döndü ve başladı saydırmaya "S.ktr gt... Dıtt... Mn...kdgmn....çocuğu... Dıtttt..." Bölgeye okul öncesi eğitim setleri yollayalım diyorum; sosyal sorumluluk bağlamında! Haliç boyunca yürüdüğümüz 50 dk kaç kere benzer dıttları duyduk sayamadım. Gün bittiğinde çarşafların, sakalların ve dıtların sayısından ayarı almış Alamanya koleji mezunu Hans bozuk kavimsel genlerimiz, barbarlık kültürümüz, YZ'ye filan kaçmak gerektiği üstüne atıp tutuyordu. Ben de hıı diyordum, hııı. Siz nerede yaşıyorsunuz?

O gün Haliç mangallarında en çok dikkatimi çeken şey sadece tavuk pişmesiydi. "Aaa" dedim, "Bu bölgede tavuk tüketimi ne kadar yaygın. Bi köfte yapan olmamış". Bu sefer bana "Çüşş" çekme sırası Hafiyegillere düştü. "Sen tavuk ve et arasındaki fiyat farkını bilmiyor musun?"
Bilmiyorum arkadaşlar. Malım mülküm yok ama o kadar uzun zamandır alışveriş yaparken para hesabı yapmam gerekmiyor ki, kırk yıl düşünsem tavuk ve et arasında böyle anlamlı bir fark olacağı aklıma gelmezdi. Size şuracıkta sayayım dünyanın çeşitli ülkelerindeki en ucuz yemekleri... Sahi biz nerede yaşıyoruz? Bu ülkede muhabbet ve yemeğin yanında bir de fakirlik vardı, di mi?

Vatandaşın tavuk kokuları karnımızı acıktırmış olmalı ki, Kahire Müzesi yanında bir kahve içtikten sonra Cibalikapı Balıkçısı'na daldık. Balık ve alkol almadık; 3-5 meze, ahtapot ve kalamar ızgaraya kişi başı 50,00 YTL bayılarak rahatladık. Galiba tavuk ve ahtapot arasında da fiyat farkı varmış.

Böyle bir haftasonuydu işte. Gırla muhabbet, hayal, paylaşım, farkındalık, analiz, tartışma vs... Hayatım boyunca iyi bir insan olmaya çalıştım ben. Bir yerlerde hata yapmış olduğumu düşünmeden edemiyorum.

4 yorum:

Hafiye dedi ki...

YA bu haftasonu süperdi valla. Best of'a layık. Ne kadar konuştuk allaam, çenem ağrıyor. Bir de hala uykum var.

Hafiye dedi ki...

Pardon. Son paragrafa ancak takıldım.

Gırla muhabbet, hayal, paylaşım, farkındalık, analiz, tartışma vs... Hayatım boyunca iyi bir insan olmaya çalıştım ben. Bir yerlerde hata yapmış olduğumu düşünmeden edemiyorum.

diyorsun. Bunlarla hata'nın ne ilgisi var? İyi bir insanmışsın ki ne güzel şeyler yaşıyorsun.

Ben gene anlamadım. Son zamanlarda sarışın günler geçiriyorum.

Duella dedi ki...

hafiye'cim,
kötülük yapmamaya çalışıyoruz, ama dünya daha güzel bir yer olsun diye hiçbir şey yapmıyoruz. tüm mücadelemiz yaşadığımız yıllar içinde mümkünse sürünmeden, aç kalmadan, belirli bir standartı koruyarak, sevdiklerimizle geçsin vs. çok insani! diyecek bişey yok.

ama daha az bencil olmayı isterdim. bu kadar kendi mutluluğuma/ konforuma/ huzuruma odaklanmış olmak bana ayıp geliyor. tavuk ve et fiyat farkını bilmemek ne demek? ekmek yoksa pasta yesinler! hıyarlığımı yazdıysam hep birlikte gülelim, içinde bulunduğumuz sınıfın altını çizelim diye değil. sanırım bu bir kendimi cezalandırma yolu. nasılsa geçer hemen... kar yağar ve örter pisliklerin üstünü.

deşmeyelim en iyisi.

Hafiye dedi ki...

Ohooo oo. Veriyorsun gazı, sonra da deşme diyorsun.

Et vs tavuk arasındaki fiyat farkını bilmemen her ikisini de sevmediğinden ve satın almadığındandır.

Varlığının evrene mal olması gerekmiyor. Kendi çemberini daha iyi bir çember yapıyor musun, o önemli. Bütün takıntılarıma ateş edip yere vurduğun için beni daha az arıza yapıyorsun mesela.

Daha az arıza çıkaran Hafiye Şövalye'ye de az arıza çıkarıyor. Şövalye de mutlu oluyor :)

İşin ekonomik tarafı da eksik değil. Varlığın bir ekonomik fayda ve bunun da bir çarpanı var. Sayende iş ürüyor, iş yaratılıyor ve birine veriliyor. Bir ailenin daha karnı doyuyor vs.