Bir İngiliz, bir Alman, bir de Laz bir gemiye binmişler...
Yok yok, benzerdi ama tam böyle değildi bizim Bodrum hikayemiz:)
Bir 'aşırı iyi insan' Yoniana, bir 'strong independent black woman' Aman da Aman Hooyyt Samatha, bir 'gamze gamze guliver'in maceraları' Hafiye, bir 'savaşma seviş benle' Pelinatto ve bir 'ayılana gazoz, bayılana limon' Düella Bodrum'a giderse ne olur? Bitez'de yalısına varmadan Halil, kıyamet kopar!
Gözümün önüne beni hala güldüren kareler geliyor, ya da sözler:) Hafiye'nin yaşamış gibi yazdığı ama aslında odada horhor uyuduğu için katılamadığı geceden kareler mesela:
* Gündüz mercimeğin faydaları gibi kel alaka bir konudan konuşurken 'aşırı iyi bir insan' olduğunu durduk yere açıklayan Yoniana her zamanki gibi 3 votkadan sonra 'aşırı güzel' bir insan olmuştur:) Bodrum-Bitez dolmuşunda ilerlerken biz (Gümbet'te gay club olduğunu açıklayan yakışıklı yeşil t-shirt oğlanına inanıp) Yoniana tek dizesini bildiği Ferhat Göçer şarkısını azimle söylemeye çalışmaktadır: Benimki senden BİRAZ FAZLAA... İşinden çıkıp evine dönmeye çalışan ve yanımda oturan genç 'arkadaşınız tam Bakırköylük' diye fikir beyan edince arkadan kafaya beklenen darbeyi yer:)
* İneriz Gümbet'e, gay club olduğu söylenen Escape'i buluruz. Club bomboştur. Gece 4'ten sonra doluyormuştur. Çıkarken sorarım garsona "burası gay club mı?". Yanıt şaşırtıcı olmaz: "Şerrefsizz karşı barlar çıkarıyo bu söylentileri. Öyle olsa ben burada bi dakka durmam abulaa". Biz de böyle gençlerin olduğu yerde durmaz, uzarız. Aman da Aman yaşadığı muasır mediyet ülkesinde gitsin artık dilediği club'a. Yıllar yıllar önce de yine hep birlikte Kuşadası'nda tatil yaparken ağzına kadar dolu gay cruise gelmişti, limandan kovmuştu esnafımız. Delikanlımızı bozar mazallah karaya inen gay turistler!
* Bari, kaldırıma oturup elalemi seyredelim deriz. Yoniana kaldırımda uyuyakalır. Kolu kırık bi sürü İngiliz ortamda garip şeyler yapmaktadır o sırada. Elinde bir top olduğunu sanan kız hayali topu sektirir, bacaklarının arasında geçirir, balkonda duran gençliğe fırlatır, sonra geri alır, smaç vurur filan. Belli ki o da 3 votna vişka içmiştir:)
* Ertesi gün sahilde başıma bağladığım peştemalden feyz alan Amanda, muhtemel gece yaşadığımız travmanın da etkisi, sert bir erkek olmaya karar verir. Kafasına araplar gibi takarım peştemali. Bi de göbeğe... Ohh maşallah kıllar mıllar yerinde zaten. Çocukluğunda hoyyt diye bağıran bir külhanbeyi 'sert erkek' olarak beynine kazınmış olmalı ki sürekli Hoyyt diye bağırarak elleri kolları kaldırıp pozlar verir Amanda. Ben maço mu seviyorum acaba? Seksi oldu billahi:)
* Başka bir gece bu sefer full kadro eller havaya yapmaktayızdır Bodrum merkezde. Hayattt, beni neden yoruyosunn? Ben bile sevdim Serdar Ortaç'ı bu tatil. Pelinatto'ya hayran garson genç, bizimkileri barın üstüne çıkarır. Hafinaz fotoğrafları çeker, ben aşağıdan gereken gazı veririm. Ne zaman nasıl bilinmez, ekibin dibinde ilginç bir karakter belirir. Şeytan diyor ki yanaş şuna... Oğlan dünyanın neresine giderse gitsin tüm dikkatleri üzerine çekecek bir dans stiline sahiptir (grubun verdiği isimle, solucan dansı). Adını anma sataş şuna... İçkileri yudumlandık, bizim vicdansız şaptiler de oğlanı gaza getirdik sıra, oğlanın gözler bende kilitli kalır. Can üzülür buna taş değil. Çekilir gibi aşk değil. Hiiiç bulaşmam olaya.
* Son günümüzde Pelinatto erkenden kaçar, Amanda ve Yoniana her zamanki gibi bıcır bıcır kumsalda oynamakta, cıncık boncuk almak üzere Bitez'de turlamakta, onların yanında sıkıcı kalan Hafiye ve Düella'dan biraz uzak durmaktadırlar. Biz de okaliptus ağacının altında kocakafalık yapıp kitap/gazete okuruz Hafiye ile. Tipini Aydın Boysan'a benzettiğim için çok kısa bir ara ilgimi çekmiş bayağı yaşlı bir amca "gençler çay içer misiniz" diye seslenir karşı masadan. Hığ mığ derken sandalyeyi çekip yanımıza oturur. Kırkbeş gün önce eşini kaybetmişliğinden, yalnızlık içinde cana ve sese muhtaç kalmışlığından, yaşlılığın çok fena bişey olmuşluğundan bahseder (İç ses: Kızım Düella. Bak ve amcada yaşlılığını gör! Yaşlılıkta iki kelam muhabbet için yan masaya çay göndermen gerekecek. Vah sana). Eşi Peruluymuştur, amca NYC'de yaşamaktadır, köpeği Baby tek can dostu kalmıştır. Bir saat önce kendi kendine melankoli yapıp ağlarken Hafiye'nin onu görüp gazetenin arkasına saklandığını sanmaktadır. Yaşlı ve hayatta yapyalnız amca kalbime dokunur. Böyle durumlarda asla ne yapacağını bilemez olan Hafiye olayların dışında ve mümkünse suskun kalmayı tercih eder. Amcaya birazdan taziye için bir misafiri geleceğini öğreniriz. O yüzden rakısını yanımıza gelmeden kaldırtmış, yerine demleme söylemiştir. Arnavutlarda hörmet böyledir der Peyami amca. Eski FB azalarından, Hürriyet NY'un kurucularından olduğunu daldan dala uçarken öğreniveririz. Sohbet ilerledikçe (muhabbetin 3. dakikasında biz yukarıdaki tüm info ve fazlasına sahip olmuşuzdur) Peyami amcanın muhabbeti de ilginçleşmeye başlar.
Tanışıklığımızın 5. dakikasında arkadaş (F. Çakmak'ın torunu) taziyeye gelir. Zeki Bey 5 dakikadır -kendi ifadesiyle Peyami manyağına- dayandığımız için bizi alkışlar. O dakikada amca Peyami, kanka Peyamiiii olmaya doğru süratli adımlar atmaktadır. Hafiye'yi gazete okurken izlediğini, bu seyir sürecinin çok hoşuna gittiğini filan anlatır (İç ses: Amca Hafiye'yi karısına mı benzetti? Amca burada tam olarak ne demek istedi?). Zeki Bey devreye girer, Peyami'nin çapkınlığına dair ilk tüyoları onun müdahalesinden anlarız. Hafiye'nin evli olduğunu öğrenince beni yeni karısı yapıp NY'a götürmeyi teklif eder. Gideymişim onunla, beni internasyonel bir insan yapaymış:)
Peyami amca yanımızdan geçen 2 taş Rus kıza bakarken efendi Zeki Bey'den paparayı yer: " Daha eşinin 40'ı dolmadı. Yuh sana Peyamii". Şaşkın bakışlarımız arasında kızlar masaya oturur, Peyami amca kahkayı basar ve bana give me five yapar. "Ollumm, bunlar bizim kızlar. Rakı-balığa gidiyoruz birazdan, masa hazır. Biri sana, biri bana. Hahaha" (İç ses: Kızım Düella, bak ve amcada yaşlılığını gör. Alem sana önce bi tarafıyla üzülecek, sonra gülecek ve sen de aleme bir tarafınla nanik yapacaksın). Peyami amca 3 gün kalacağı İstanbul'da bizi balıkçıya götürmek için çok diretir. Aslan terbiyecisi Hafinaz beni de adam etmiş olmalı ki, oralı olmam (Pişman mıyım, pişmanım). Veda anı geldiğinde bayağı bir sarılışırız. Peyami amca ilk göz ağrısı Hafiye'ye boşanırsa kendisini bulmasını söyler: "Gamzelerinin birinden rakı, birinden su içmek için ayda 1000 dolar veririm". Guliver'in maceralarında okursunuz belki detaylı. Bakalım Hafiye'nin iç sesi ne demiş o dakikalar:)
Bir Bodrum tatili ve bir reunion daha böyle bitti işte. Bir Alman, bir İngiliz, bir Rus, bir Türk bir gemiye binmişler. Allah ne verdiyse eyvallah demiş, bolca eğlenmişler.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder